30 Mart 2012 Cuma
Dolmabahçe Vadisi
İstanbul'da bir kaç gündür süregelen güneşli sıcak havanın ardından, yağmur süpriziyle devam eden bir cuma günündeyiz. Havanın bu romantik ve tembelleştiren ortamında keyifle aldığım NTV Tarih nisan 2012 sayısını okurken bir haberle karşılaştım. Haberin içeriğinden önce, var olan bir fotoğraf beni çok heycanlandırdığı gibi aynı zamanda biraz da üzdü. Çünkü fotoğraf Dolmabahçe Vadisi'nin çok eski bir zamanına aitti. Siz de göreceksiniz, henüz ne İnönü Stadı bulunuyor ne de diğer "kötü yapılar". Fotoğrafa bakınca beni üzen tarafı ise, İstanbul'un göbeğinde bulunan tarihi yapılara ve boğaza hakim böyle kıymetli bir vadinin günümüzde aldığı hal. Bunun dışında İstanbul adına kıymetli bir peyzaj karakterine sahip olabilecek alanın günümüzde değerlendirilememiş oluşu. Haberin içeriğine daldıkça daha da aydınlanıyorum. Vadinin hikayesini sizlerle, haberden kaynak alarak paylaşıyorum.
Bu arazi Sultan Abdülaziz'in gelinin tapulu mülküymüş. Sene 1939'da Taksim'in yeniden planlanması aşamasında o zamanın vali ve belediye reisi olan Dr. Lütfi Kırdar, Taksim'den Dolmabahce'ye uzanan, oradan da Nişantaşı ve Maçka'ya yayılan yüzlerce dönümlük bu araziyi kamulaştırarak bir park haline dönüştürmek istiyor. Ancak bu isteğin gerçekleşmesi, tapu sahibinin vadiyi satmasına bağlı. Vadinin sahibi yaşlı bir kadın ve vadinin küçük hissedarı olan yaşlı kadının yardımcısı. Bu yaşlı kadınlar ise, Sultan Abdülaziz'in gelini Tazende Hanımefendi ve kalfası olan kadın. Eklemek gerekir ki, arazinin bir kısmı da dutluk. Bu iki yaşlı kadın böyle güzel bir araziyi satmaya razı gelmiyorlar ve hikayenin bir diğer acı tarafı da bu noktada başlıyor. O zaman çıkan varlık vergisini fırsat bilen Vali Lütfi Kırdar, o zamanın İstanbul Defterdarı Faik Ökte'den, bu iki yaşlı kadını da vergi mükellefleri listesine almasını rica ediyor. Kısacası ufak bir oyunla güzel bir hırsızlık yapıyorlar. Bir anda, ödeyemeyecekleri miktarda, "keyfi uydurulmuş" vergi borcuyla karşılaşan bu iki kadın, "mecburen" arazilerinin defterdar tarafından müzayede yoluyla satışa çıkarılmalarını izliyor. Bazı zenginler bu değerli araziyi satın almak isteselerde, engelleniyorlar ve arazi belediyenin oluyor. Tazende Hanımefendi bu haksız el koymaya karşı dava açıyor ancak, dava sonuçalamadan 1950 yılında ölüyor. Çocukları da olmadığı için davayı devam ettirecek kimse kalmıyor. Yapılan yine, devlete kar kalıyor! Kalfasına ne olduğu ise bilinmiyor.
Vadinin belediyenin eline geçmesinin tarihi hikayesinden sonra geriye sorular kalıyor. Bu alan için bu kadar savaş veren belediye, neden park isteğini gerçekleştirmemiştir? Ne gibi olaylar vuku bulmuştur bilemiyorum ama; park yapmak adına yaşanan sürecin sonunda günümüzde gelinen nokta belli. Bir peyzaj mimarı adayı olarak, kent içinde böyle bir park ihtimalinin olmuş olması bile beni epeyce heycanlandırdı. Üzücü olan ise bunun hiç bir zaman gerçekleşmeyecek olması. Belki Maçka Parkı ile biraz tatmin olmamız mümkünse bile, Maçka Parkı'nın şuan ki durumu ve kullanım potansiyeli ortada. Kent içinde bu kadar değerli olan bir park arazisinin daha aktif bir rol oynaması gerekirken, parkın oluruna bırakılmış olması epeyce üzücü. Elimizde kalan kıymetli bu arazinin daha aktif kullanılması ve iyileştirilmesi için bir şeyler yapmak gerek. Velhasıl bu beni hatta sizi aşan konular. Belediyenin bu konuya daha çok önem vermesi ile iyileştirilmesi gerçekleştirilebilecek ve İstanbul'a kazandırılabilecek önemli bir park Maçka Parkı. Bu günlerde gündemde olan Taksim Meydanı düzenlenmesi meselesi bu kadar tartışılırken, asıl önemli nokta elimizdeki potansiyeli kullanmak olsa gerek. Yurtdışında imrenerek baktığımız örneklerde, devlet destekli kente yeşil alan kazandırmak bu kadar önemliyken, bizim belediyemizin yoktan saçma bir yolla varetmeye çalıştığı sert zemin yığını Taksim Meydanı projesiyle zaman kaybediyor olması üzücü. Kim bilir daha ne araziler böyle pis oyunlarla sahiplerinden alındı ve heba edildi. Rant uğruna, bilinçsizce, güzel İstanbul'umuz yaşanacak halden çıkar hale geldi. Umarım bizler, mesleğimizin gerektirdiği gibi, bu konular üzerinde daha titiz ve duyarlı olabiliriz.
Dilara Akülke
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder