şöyle bir şey
http://www.istiklalprojesi.itu.edu.tr/haberler/itu-istiklal-projelendirme-ve-uygulama-toplulugu-yeni-takim-arkadaslari-ariyor
26 Mayıs 2012 Cumartesi
6 Mayıs 2012 Pazar
Bahçeye Girmek Tehlikeli ve Yasaktır!
Bazı bahçeler çok tehlikeli olabilir. Bu tehlikeden doğan yasağı çiğnememeniz önemle rica olunur.
Tehlikeli bahçeler yapmanız dileğiyle hoşçakalın!
1 Mayıs 2012 Salı
Koştur Koştur
Bir Soru ?
http://www.arkitera.com/yarisma/index/detay/cesme-merkez-sahili-kamusal-mek%C3%A2nlarin-ve-cephelerin-duzenlenmesi-ulusal-fikir-projesi-yarismasi/213
Arkitera sitesi üzerinden yarışmalara bakarken bu yarışma çarptı gözüme. Yarışmanın ismi: Çeşme Merkez Sahili Mekanların ve Cephelerin Düzenlenmesi Ulusal Fikir Projesi. Öğrencilere açık olmayan bir yarışma. Ancak dikkatimi çeken nokta ise; siz de yarışmanın içeriğine göz attığınızda farkedeceksiniz, yarışma katılım koşulu mimar ya da şehir bölge plancısı olmak, eğer değilseniz de bu meslek disiplininden insanların olduğu bir gruba ihtiyaç duymanız. Kısacası, peyzaj mimarı iseniz, yarışmaya tek başınıza ya da peyzaj mimarlarından oluşan bir grupla katılamıyorsunuz. Yarışma konusuna bakarsanız, konu tamamen peyzaj mimarlığının alanı! Bu noktadan sonra üzerine söylenecek pek fazla söz kalmıyor.
Yarışmayı açanların bilgisizliği, fikirsizliği diye mi adlandırmak gerekiyor yoksa ülkemizin "peyzaj" ı algılamasının bir sonucu mu? Ben bilemedim açıkcası.
Aynı hata, geçen aylarda sonuçlanan Kadıköy'de ki Kuş Dili Çayırı ve Çevresi Düzenlenmesi Projesi öğrenci yarışmasında da vardı. Aynı şekilde konusu peyzaj mimarlığı alanı içinde olan bir yarışmada mimar değilseniz, tek başınıza ya da başınızda bir mimar olmadan bu yarışmaya katılamıyordunuz. Bunun ardında yatan hikayeyi bizzat yarışmada jurilik yapmış birinin ağzından çıkan kelimelerde öğrenme şansım olmuştu. Onun hikayesi ise şöyle;
Mimar Sinan Üniversitesi'nde mimarlık okuyan arkadaşım bu yarışmaya katılmıştı. Hatta yarışma için, benden "peyzaj" adına destek istediler. Çünkü mimarlık öğrencisi olarak tek yapabildikleri projelerine ağaç çapı yerleştirip, sağa solu yeşile boyamaktı (!) Durum böyle olunca, orada yaratmak istedikleri atmosfere göre, kendilerine bitkilendirme tasarımlarının nasıl olması gerektiğine ve hangi bitkiyi kullanmaları gerektiğine dair fikirlerimi sundum. Arkadaşımın eski proje hocası da yukarıda belirttiğim juri üyesiydi. Benim aklımdan geçen, bir kaç kişinin aklından daha geçmiş olacak ki, aynı soru juri üyesi olan hocaya yönlendirilmiş. Neden peyzaj mimarlığı öğrencilerine açık değil? Kendisinin verdiği cevap ise içler acısı. "Bu yarışma fikri, Mimarlar Odası'nın aklına geldi ve onlar açtı. Peyzaj Mimarları Odası açsaydı o zaman, peyzaj mimarlık öğrencileri katılırdı! "
Bu yaklaşımın amacını o zaman da anlayamamıştım, hala da anlayamıyorum. Öğrencilere açık bir yarışma düzenleyip, bu yarışmayı benim odam açtı, benim şanım yürür bir mantıkta ilerletmek, mimarlığa, öğrencilere ne kazandırır? Bir yarışmadan beklenen verim nedir? Bir diğer husus ise, peyzaj mimarlığınının önemini, temelde bu disiplinin neye hizmet ettiğini bir mimar olarak bilmemek nasıl adlandırılmalı; buyrun size bırakıyorum.
29 Nisan 2012 Pazar
26 Nisan 2012 Perşembe
Kaçak Sergi
Pek yakında Portre çalışmalarımla 214'ün önünde kaçak sergideyim, beklerim. İster izleyici olarak ister kendi çalışmalarınızla. :))
arzu
13 Nisan 2012 Cuma
10 Nisan 2012 Salı
9 Nisan 2012 Pazartesi
Masdar City, Abu Dabi
Geleceğin kenti Masdar City Birleşik Arap Emirliklerinde 2008 yılında inşaasına başlanan ve tamamen sürdürülebilirlik üzerine tasarlanan bir şehir.
Yaklaşık olarak 50 bin kişinin yaşaması beklenen şehirde sadece güneş enerjisi kullanılacak. Kente ulaşım yine güneş enerjisiyle çalışan fütüristik tasarımdaki arabalarla sağlanacak.
''Sıfır karbon sıfır atık şehri'' düşüncesiyle tasarlanan şehir doğaya hiç karbon izi bırakmamayı amaçlıyor. Yalıtım teknikleri, düşük enerjili aydınlatma, doğal ışın en uygun şekilde kullanılması, akıllı sayaç ve cihaz kullanımları ve kentin genel bütün akıllı şebekesiyle etkileşen sistemleriyle enerji tüketimini en akıllı şekilde kullanımını hedefliyor.
Kısa vadede şehrin suyu Abu Dabiden sağlanacak, fakat uzun vadede yağmur suyunun geri dönüştürülmesi ve tuzdan arındırma tekniğiyle İran Körfezi yanındaki su kaynağına bağlantı yaparak sağlanacak.
2020 yılında tamamlanması beklenen şehir dünyanın yenilenebilir enerji lideri olmaya hazırlanıyor.
Arzu TÜRK
Yaklaşık olarak 50 bin kişinin yaşaması beklenen şehirde sadece güneş enerjisi kullanılacak. Kente ulaşım yine güneş enerjisiyle çalışan fütüristik tasarımdaki arabalarla sağlanacak.
''Sıfır karbon sıfır atık şehri'' düşüncesiyle tasarlanan şehir doğaya hiç karbon izi bırakmamayı amaçlıyor. Yalıtım teknikleri, düşük enerjili aydınlatma, doğal ışın en uygun şekilde kullanılması, akıllı sayaç ve cihaz kullanımları ve kentin genel bütün akıllı şebekesiyle etkileşen sistemleriyle enerji tüketimini en akıllı şekilde kullanımını hedefliyor.
Kısa vadede şehrin suyu Abu Dabiden sağlanacak, fakat uzun vadede yağmur suyunun geri dönüştürülmesi ve tuzdan arındırma tekniğiyle İran Körfezi yanındaki su kaynağına bağlantı yaparak sağlanacak.
2020 yılında tamamlanması beklenen şehir dünyanın yenilenebilir enerji lideri olmaya hazırlanıyor.
Arzu TÜRK
4 Nisan 2012 Çarşamba
1 Nisan 2012 Pazar
31 Mart 2012 Cumartesi
Speirs + Major
Speirs+Major aydınlatma tasarımıyla ilgili farkındalık yaratmaya çalışan ve çalışmalarının temelinde bu vurguyu sağlamaya çalışan bir ofis. Kolay uygulanabilir ve sürdürülebilir tasarımlara pragmatist ve yaratıcı bir bakışla bakarak yeni çözümler üretiyorlar. Aynı zamanda şehirler içinde aydınlatma stratejileri üretiyorlar.
Çalışmaları incelemek faydalı olacaktır.
http://www.speirsandmajor.com/
Çalışmaları incelemek faydalı olacaktır.
http://www.speirsandmajor.com/
30 Mart 2012 Cuma
Aydınlatma
Gelişen teknolojiyle birlikte aydınlatma elemanlarınında kullanım alanları ve materyalin kendisi de oldukça gelişiyor. Bunun için Studio Roosegaarde'nin işlerini incelemek oldukça iyi olacaktır. Özellike DUNE üzerinde düşünülmesi gereken bir proje.
http://www.studioroosegaarde.net/projects/#liquid-space-6-1
http://www.studioroosegaarde.net/projects/#liquid-space-6-1
Dolmabahçe Vadisi
İstanbul'da bir kaç gündür süregelen güneşli sıcak havanın ardından, yağmur süpriziyle devam eden bir cuma günündeyiz. Havanın bu romantik ve tembelleştiren ortamında keyifle aldığım NTV Tarih nisan 2012 sayısını okurken bir haberle karşılaştım. Haberin içeriğinden önce, var olan bir fotoğraf beni çok heycanlandırdığı gibi aynı zamanda biraz da üzdü. Çünkü fotoğraf Dolmabahçe Vadisi'nin çok eski bir zamanına aitti. Siz de göreceksiniz, henüz ne İnönü Stadı bulunuyor ne de diğer "kötü yapılar". Fotoğrafa bakınca beni üzen tarafı ise, İstanbul'un göbeğinde bulunan tarihi yapılara ve boğaza hakim böyle kıymetli bir vadinin günümüzde aldığı hal. Bunun dışında İstanbul adına kıymetli bir peyzaj karakterine sahip olabilecek alanın günümüzde değerlendirilememiş oluşu. Haberin içeriğine daldıkça daha da aydınlanıyorum. Vadinin hikayesini sizlerle, haberden kaynak alarak paylaşıyorum.
Bu arazi Sultan Abdülaziz'in gelinin tapulu mülküymüş. Sene 1939'da Taksim'in yeniden planlanması aşamasında o zamanın vali ve belediye reisi olan Dr. Lütfi Kırdar, Taksim'den Dolmabahce'ye uzanan, oradan da Nişantaşı ve Maçka'ya yayılan yüzlerce dönümlük bu araziyi kamulaştırarak bir park haline dönüştürmek istiyor. Ancak bu isteğin gerçekleşmesi, tapu sahibinin vadiyi satmasına bağlı. Vadinin sahibi yaşlı bir kadın ve vadinin küçük hissedarı olan yaşlı kadının yardımcısı. Bu yaşlı kadınlar ise, Sultan Abdülaziz'in gelini Tazende Hanımefendi ve kalfası olan kadın. Eklemek gerekir ki, arazinin bir kısmı da dutluk. Bu iki yaşlı kadın böyle güzel bir araziyi satmaya razı gelmiyorlar ve hikayenin bir diğer acı tarafı da bu noktada başlıyor. O zaman çıkan varlık vergisini fırsat bilen Vali Lütfi Kırdar, o zamanın İstanbul Defterdarı Faik Ökte'den, bu iki yaşlı kadını da vergi mükellefleri listesine almasını rica ediyor. Kısacası ufak bir oyunla güzel bir hırsızlık yapıyorlar. Bir anda, ödeyemeyecekleri miktarda, "keyfi uydurulmuş" vergi borcuyla karşılaşan bu iki kadın, "mecburen" arazilerinin defterdar tarafından müzayede yoluyla satışa çıkarılmalarını izliyor. Bazı zenginler bu değerli araziyi satın almak isteselerde, engelleniyorlar ve arazi belediyenin oluyor. Tazende Hanımefendi bu haksız el koymaya karşı dava açıyor ancak, dava sonuçalamadan 1950 yılında ölüyor. Çocukları da olmadığı için davayı devam ettirecek kimse kalmıyor. Yapılan yine, devlete kar kalıyor! Kalfasına ne olduğu ise bilinmiyor.
Vadinin belediyenin eline geçmesinin tarihi hikayesinden sonra geriye sorular kalıyor. Bu alan için bu kadar savaş veren belediye, neden park isteğini gerçekleştirmemiştir? Ne gibi olaylar vuku bulmuştur bilemiyorum ama; park yapmak adına yaşanan sürecin sonunda günümüzde gelinen nokta belli. Bir peyzaj mimarı adayı olarak, kent içinde böyle bir park ihtimalinin olmuş olması bile beni epeyce heycanlandırdı. Üzücü olan ise bunun hiç bir zaman gerçekleşmeyecek olması. Belki Maçka Parkı ile biraz tatmin olmamız mümkünse bile, Maçka Parkı'nın şuan ki durumu ve kullanım potansiyeli ortada. Kent içinde bu kadar değerli olan bir park arazisinin daha aktif bir rol oynaması gerekirken, parkın oluruna bırakılmış olması epeyce üzücü. Elimizde kalan kıymetli bu arazinin daha aktif kullanılması ve iyileştirilmesi için bir şeyler yapmak gerek. Velhasıl bu beni hatta sizi aşan konular. Belediyenin bu konuya daha çok önem vermesi ile iyileştirilmesi gerçekleştirilebilecek ve İstanbul'a kazandırılabilecek önemli bir park Maçka Parkı. Bu günlerde gündemde olan Taksim Meydanı düzenlenmesi meselesi bu kadar tartışılırken, asıl önemli nokta elimizdeki potansiyeli kullanmak olsa gerek. Yurtdışında imrenerek baktığımız örneklerde, devlet destekli kente yeşil alan kazandırmak bu kadar önemliyken, bizim belediyemizin yoktan saçma bir yolla varetmeye çalıştığı sert zemin yığını Taksim Meydanı projesiyle zaman kaybediyor olması üzücü. Kim bilir daha ne araziler böyle pis oyunlarla sahiplerinden alındı ve heba edildi. Rant uğruna, bilinçsizce, güzel İstanbul'umuz yaşanacak halden çıkar hale geldi. Umarım bizler, mesleğimizin gerektirdiği gibi, bu konular üzerinde daha titiz ve duyarlı olabiliriz.
Dilara Akülke
29 Mart 2012 Perşembe
müzik iyi gelir
exit music for a film
http://www.youtube.com/watch?v=-k06VirnTYw
Radiohead Life in a Glass House Live on BBC
http://www.youtube.com/watch?v=HXO9KUaI8KM
http://www.youtube.com/watch?v=-k06VirnTYw
Radiohead Life in a Glass House Live on BBC
http://www.youtube.com/watch?v=HXO9KUaI8KM
26 Mart 2012 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













































