Speirs+Major aydınlatma tasarımıyla ilgili farkındalık yaratmaya çalışan ve çalışmalarının temelinde bu vurguyu sağlamaya çalışan bir ofis. Kolay uygulanabilir ve sürdürülebilir tasarımlara pragmatist ve yaratıcı bir bakışla bakarak yeni çözümler üretiyorlar. Aynı zamanda şehirler içinde aydınlatma stratejileri üretiyorlar.
Çalışmaları incelemek faydalı olacaktır.
http://www.speirsandmajor.com/
31 Mart 2012 Cumartesi
30 Mart 2012 Cuma
Aydınlatma
Gelişen teknolojiyle birlikte aydınlatma elemanlarınında kullanım alanları ve materyalin kendisi de oldukça gelişiyor. Bunun için Studio Roosegaarde'nin işlerini incelemek oldukça iyi olacaktır. Özellike DUNE üzerinde düşünülmesi gereken bir proje.
http://www.studioroosegaarde.net/projects/#liquid-space-6-1
http://www.studioroosegaarde.net/projects/#liquid-space-6-1
Dolmabahçe Vadisi
İstanbul'da bir kaç gündür süregelen güneşli sıcak havanın ardından, yağmur süpriziyle devam eden bir cuma günündeyiz. Havanın bu romantik ve tembelleştiren ortamında keyifle aldığım NTV Tarih nisan 2012 sayısını okurken bir haberle karşılaştım. Haberin içeriğinden önce, var olan bir fotoğraf beni çok heycanlandırdığı gibi aynı zamanda biraz da üzdü. Çünkü fotoğraf Dolmabahçe Vadisi'nin çok eski bir zamanına aitti. Siz de göreceksiniz, henüz ne İnönü Stadı bulunuyor ne de diğer "kötü yapılar". Fotoğrafa bakınca beni üzen tarafı ise, İstanbul'un göbeğinde bulunan tarihi yapılara ve boğaza hakim böyle kıymetli bir vadinin günümüzde aldığı hal. Bunun dışında İstanbul adına kıymetli bir peyzaj karakterine sahip olabilecek alanın günümüzde değerlendirilememiş oluşu. Haberin içeriğine daldıkça daha da aydınlanıyorum. Vadinin hikayesini sizlerle, haberden kaynak alarak paylaşıyorum.
Bu arazi Sultan Abdülaziz'in gelinin tapulu mülküymüş. Sene 1939'da Taksim'in yeniden planlanması aşamasında o zamanın vali ve belediye reisi olan Dr. Lütfi Kırdar, Taksim'den Dolmabahce'ye uzanan, oradan da Nişantaşı ve Maçka'ya yayılan yüzlerce dönümlük bu araziyi kamulaştırarak bir park haline dönüştürmek istiyor. Ancak bu isteğin gerçekleşmesi, tapu sahibinin vadiyi satmasına bağlı. Vadinin sahibi yaşlı bir kadın ve vadinin küçük hissedarı olan yaşlı kadının yardımcısı. Bu yaşlı kadınlar ise, Sultan Abdülaziz'in gelini Tazende Hanımefendi ve kalfası olan kadın. Eklemek gerekir ki, arazinin bir kısmı da dutluk. Bu iki yaşlı kadın böyle güzel bir araziyi satmaya razı gelmiyorlar ve hikayenin bir diğer acı tarafı da bu noktada başlıyor. O zaman çıkan varlık vergisini fırsat bilen Vali Lütfi Kırdar, o zamanın İstanbul Defterdarı Faik Ökte'den, bu iki yaşlı kadını da vergi mükellefleri listesine almasını rica ediyor. Kısacası ufak bir oyunla güzel bir hırsızlık yapıyorlar. Bir anda, ödeyemeyecekleri miktarda, "keyfi uydurulmuş" vergi borcuyla karşılaşan bu iki kadın, "mecburen" arazilerinin defterdar tarafından müzayede yoluyla satışa çıkarılmalarını izliyor. Bazı zenginler bu değerli araziyi satın almak isteselerde, engelleniyorlar ve arazi belediyenin oluyor. Tazende Hanımefendi bu haksız el koymaya karşı dava açıyor ancak, dava sonuçalamadan 1950 yılında ölüyor. Çocukları da olmadığı için davayı devam ettirecek kimse kalmıyor. Yapılan yine, devlete kar kalıyor! Kalfasına ne olduğu ise bilinmiyor.
Vadinin belediyenin eline geçmesinin tarihi hikayesinden sonra geriye sorular kalıyor. Bu alan için bu kadar savaş veren belediye, neden park isteğini gerçekleştirmemiştir? Ne gibi olaylar vuku bulmuştur bilemiyorum ama; park yapmak adına yaşanan sürecin sonunda günümüzde gelinen nokta belli. Bir peyzaj mimarı adayı olarak, kent içinde böyle bir park ihtimalinin olmuş olması bile beni epeyce heycanlandırdı. Üzücü olan ise bunun hiç bir zaman gerçekleşmeyecek olması. Belki Maçka Parkı ile biraz tatmin olmamız mümkünse bile, Maçka Parkı'nın şuan ki durumu ve kullanım potansiyeli ortada. Kent içinde bu kadar değerli olan bir park arazisinin daha aktif bir rol oynaması gerekirken, parkın oluruna bırakılmış olması epeyce üzücü. Elimizde kalan kıymetli bu arazinin daha aktif kullanılması ve iyileştirilmesi için bir şeyler yapmak gerek. Velhasıl bu beni hatta sizi aşan konular. Belediyenin bu konuya daha çok önem vermesi ile iyileştirilmesi gerçekleştirilebilecek ve İstanbul'a kazandırılabilecek önemli bir park Maçka Parkı. Bu günlerde gündemde olan Taksim Meydanı düzenlenmesi meselesi bu kadar tartışılırken, asıl önemli nokta elimizdeki potansiyeli kullanmak olsa gerek. Yurtdışında imrenerek baktığımız örneklerde, devlet destekli kente yeşil alan kazandırmak bu kadar önemliyken, bizim belediyemizin yoktan saçma bir yolla varetmeye çalıştığı sert zemin yığını Taksim Meydanı projesiyle zaman kaybediyor olması üzücü. Kim bilir daha ne araziler böyle pis oyunlarla sahiplerinden alındı ve heba edildi. Rant uğruna, bilinçsizce, güzel İstanbul'umuz yaşanacak halden çıkar hale geldi. Umarım bizler, mesleğimizin gerektirdiği gibi, bu konular üzerinde daha titiz ve duyarlı olabiliriz.
Dilara Akülke
29 Mart 2012 Perşembe
müzik iyi gelir
exit music for a film
http://www.youtube.com/watch?v=-k06VirnTYw
Radiohead Life in a Glass House Live on BBC
http://www.youtube.com/watch?v=HXO9KUaI8KM
http://www.youtube.com/watch?v=-k06VirnTYw
Radiohead Life in a Glass House Live on BBC
http://www.youtube.com/watch?v=HXO9KUaI8KM
26 Mart 2012 Pazartesi
20 Mart 2012 Salı
Yaratıcı bir mekan örneği
Last week(2010) Amsterdam studios DUS Architecten and Studio for Unsolicited Architecture built a dome of umbrellas around a lamp post in Rotterdam and held a party under it.
Called the Bucky Bar, the project references the famed geodesic domes of the late American architect Buckminster Fuller.
The bar attracted 300 visitors before the police intervened at 2 am.
Called the Bucky Bar, the project references the famed geodesic domes of the late American architect Buckminster Fuller.
The bar attracted 300 visitors before the police intervened at 2 am.
The information below is from the architects:
Announcing: The Bucky Bar!
Geodesic dome made from umbrellas leads to spontaneous public street party in Rotterdam (NL)
A spontaneous street party in winter? Last Friday evening Feb. 19th the Bucky Bar — a temporary public building designed by DUS architects – was launched. The dome bar made entirely of umbrellas, seemed to appear suddenly out of nowhere around a lamppost in the centre of Rotterdam. The fully equipped bar, complete with DJ and drinks, was built directly on site. Approximately 300 visitors danced despite the cold under the umbrella roof, until at 2:00am when the police ended the party, as there was no permit.
The Bucky Bar is part of a series of five unsolicited positive proposals for the future of the city of Rotterdam, that DUS architects in collaboration with SUA (Studio for Unsolicited Architecture) launched on Thursday night by modifying official municipal billboards by pasting their own ideas over the top.
The Bucky Bar was first in the series to be realized, made from the most common and yet most unusual of building materials: umbrellas. The title refers to the great American inventor, Buckminster Fuller, who demonstrated how minimal energy geodesic domes could open a way to a more environmentally sustainable future. Could an umbrella dome to lead the way to a more socially sustainable future? The Bucky Bar is a full-scale model of such a future. It shows the power of space for spontaneous gathering, for improvised shelters to host conversations, debates, games or even parties. Quote of the night: “when is the next party?!”.
The Bucky Bar is a project by DUS Architects and the Studio for Unsolicited Architecture, produced to coincide with the opening of the Architecture of Consequence exhibition at the Netherlands Architecture Institute (NAi).
The Studio for Unsolicited Architecture (SUA) is a new initiative of the Netherlands Architecture Institute that takes a pro-active approach to the production of architecture. The SUA promotes practical architectural solutions for the city which may not have a definable, client, brief or site.
The Bucky Bar was first in the series to be realized, made from the most common and yet most unusual of building materials: umbrellas. The title refers to the great American inventor, Buckminster Fuller, who demonstrated how minimal energy geodesic domes could open a way to a more environmentally sustainable future. Could an umbrella dome to lead the way to a more socially sustainable future? The Bucky Bar is a full-scale model of such a future. It shows the power of space for spontaneous gathering, for improvised shelters to host conversations, debates, games or even parties. Quote of the night: “when is the next party?!”.
The Bucky Bar is a project by DUS Architects and the Studio for Unsolicited Architecture, produced to coincide with the opening of the Architecture of Consequence exhibition at the Netherlands Architecture Institute (NAi).
The Studio for Unsolicited Architecture (SUA) is a new initiative of the Netherlands Architecture Institute that takes a pro-active approach to the production of architecture. The SUA promotes practical architectural solutions for the city which may not have a definable, client, brief or site.
arzu türk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














